Reklam
Reklam

Ersay Üner Röportajı

  • 02 Haziran 2019
  • 15 kez görüntülendi.
Ersay Üner Röportajı

: Babam Okuduğumu Sanarken Ben Pavyonda Çalışıyordum

Garip hikayesi ile dikkat çeken ve Türk müziğindeki hit ve popüler şarkıların söz ve beste yazarı olan Ersay Üner Sabah gazetesine çarpıcı açıklamalarda bulundu. İşte Üner in o açıklamaları;

– Uzun yıllardır şarkı sözü yazıp beste yapıyorsunuz. Bunların dinleyici ile buluşması güzel olduğu kadar ürkütücü de değil mi?
– En korktuğum şey yanlış anlaşılmak. Bu yüzden karşı tarafa “Lütfen söylediğim cümlede kelimeler sana ne ifade ediyorsa direkt onu algıla. Başka bir şey yükleme” derim. Bu işte benim başarımın bir sırrı varsa o da empati. Dinleyici ile ne kadar temastaysan, ne kadar aynı hayatı yaşıyor, aynı havayı soluyorsan ve ne kadar çok kişiyi anlamaya çalışıyorsan o kadar çok kişiye hitap ediyorsun.

– Şarkılarınız hit oluyor ama sizi değil, şarkıyı söyleyen kişiyi biliyoruz çoğunlukla. Arka planda kalıp bunu izlemek aynı zamanda müthiş bir ego eğitimi olmalı…
– Bu hep böyle gelişti. Kendimden önce başkası için bir şey yapmayı çok severim. O heyecanı arkada duyuyorum ama bunu benimle birlikte yaşayan başka bir sürü insan var. Solist, orkestra… Ve bunu izlemek hâlâ bana daha çok keyif veriyor. O yüzden şarkı söylemeye de şimdi başladım. Yoksa çevrem, ortamım hep vardı. Popüleriteyi de sağlardım.

– İnsanların kariyerlerinde dönüm noktası sayılabilecek şarkılarınız var. Son dönemden örnek vermek gerekirse Aleyna Tilki’nin Sen Olsan Bari’si, Simge’nin Yankı’sı gibi… Nedir bu işin sırrı?
– Şarkıya solistin de inanması çok önemli. Sen Olsan Bari’yi bitirdiğimizde Büşra da “Kesin Aleyna söylemeli” dedi. Bu konuda hemfikirdik. Aleyna da dinlediğinde “Aradığım şarkı bu” dedi. Kendine farklı bir kulvar açtı. Simge’nin kariyerinde elbette Ozan Bayraşa’nın payı büyüktür. Ben de şarkılarımla projenin içinde olmaya çalıştım. Orada da Simge’nin sesinin rengini ortaya çıkarmak önemliydi. Piyasanın genelde yaptığı şey şu: Pastadan pay almak. Oysa esas o pastaya bir parça ekleyebiliyorsan bir yerin oluyor. Elbette bu zaman alıyor ama sabredersen de tadından yenmiyor. Benim için asıl yer bu stüdyo, Burada ne zaman performansım düşer, geri kalırım o zaman her şeyi bırakırım. Buranın temiz olması benim temiz olmam demek.

MÜZİK VARSA SORUN YOK

– Şarkıcıların müzikle ilk tanışma hikayeleri çoğunlukla benzerdir. Sizin müzikle tanışmanız nasıl gerçekleşti? 
– Üç-dört yaşlarımda müziğe yeteneğim fark edilmiş. Babam devlet memuru, aynı zamanda da düğün salonlarında klavye çalıyor o dönem. Ama benim asıl macera 13-14 yaşlarımda başladı. Müzik yapacağım. Nerede yapacağım? Seydişehir’deyim. Küçük bir yer, müzik yapabileceğim yer belli, düğün salonları. Ama ruhum aç. Evden ufak ufak kaçmalar başladı. En sonunda da İstanbul’a geldim.Babam beni Konya’da okuyorum sanıyor ama ben Sarayburnu’nda pavyonda çalışıyorum.

– Ne kadar devam etti bu süreç? 
– İki sene kadar udi Sami Çelik’le birlikte pavyonda çalıştım. Gündüz de komiydim. Sahne dinamiğini, seyirci ile diyaloğu ilk gördüğüm yer. Pavyonda her gece beş sanatçı çıkar, tarzlar farklıdır. Her tarzın hit parçaları çalar, hepsini bilmek zorundasın. Akşam sekizden sabah altıya kadar her soliste eşlikedersin. Böyle bir eğitim okulda yok.

– Pop müzikle tanışmanız ne zaman gerçekleşti? 
– O dönem mekan sahibimiz Ataköy Marina’daki Regata’da yer satın aldı. 90’lar dönemi. Pop patlamış. 63 bar var. Her barda pop çalınıyor. Ben de saat 24.00’ten sonra oraya gidiyorum. Orada da günde üç solistle çalışıyorum. Hepsi popstar. Ama benim tek umrumda olan müzik. Karnım doyuyor bir şekilde. Müzik peşinde koşan için inanın yatacak yer bile sorun değil. Müzik varsa sorun yok. “Para? Ne parası ya, manyak mısın?” Tam o kafa!

DEMET AKALIN “YAP DA GÖRELİM” DEDİ

– Demet Akalın’ın ilk albümünde siz varsınız değil mi? 
– Bir arkadaşım aradı, “Demet Akalın’a ikinci klavyeci lazım, gel bizi kurtar” diye. Gittim, o gece sahnede çalarken bir ara “Albüm yapacağım” dediğini duydum. Sahne bittikten sonra, nasıl bir cesaretse Demet’in kulisine gittim. Oturduğu yerden, aynadan beni görüyor. “Merhaba, albüm yapacakmışsınız. Sizin albümünüzü ben yapacağım” dedim. O da “Yap da görelim” dedi. 10 gün içinde sekiz şarkı çıkardım. Mecidiyeköy’de bir karanlık oda, bir de klavye…

– En çok kiminle çalışmaktan keyif aldınız? 
– Hepsiyle çalışmaktan büyük keyif aldım ama Demet’le çalıştığımız dönemdeki anılarımız daha çok.

– Her soliste istediği şarkıyı veriyor musuz? 
– “Bitanem bu şarkı çok güzel ama emin ol sende bu kadar güzel olmaz. Sana şöyle bir şarkı daha iyi olur” diyebiliyorum. Her şarkı hit ama doğru solisti bulunca…

Sohbetimizin sonuna doğru Büşra Pekin stüdyoya geliyor. Üner, yedi yıldır birlikte olduğu ünlü oyuncuyu kucaklayıp, ona sımsıkı sarılıyor. “Kuzucuk, fındık…” Sevgi sözcükleri havada uçuşuyor. Pekin, Üner’le birlikte albümün prodüktörlüğünü üstlenmiş. Çıkış şarkısı Nokta’nın klibinin de yönetmeni.

– Uzun süredir oyuncu Büşra Pekin ile birliktesiniz. Albümde de birlikte çalışmaya nasıl karar verdiniz? 
– Yedi yıldır birlikteyiz. Fikir ve vizyon olarak ortak noktalarımız var ve birbirimizi birçok konuda tamamlıyoruz. Ona güvenim sonsuz. Hayata, sanata bakışını biliyorum. Donanımı da bu işi yapmaya çok müsait.

– Siz spot ışıklarını sevmeyen bir çiftsiniz…
– Sadece işimizi yaparken bayılıyoruz. Onun haricinde gereksiz yere kimsenin vaktini almak istemiyoruz.

– “Yedi yıldır birlikteyiz” dediniz. Bunu nasıl başardınız? 
– Denge. Kimi zaman bu dengeyi sen kuruyorsun, kimi zaman karşındakinin kurmasına izin veriyorsun. Uzun süreli ilişkilerin temeli her zaman güven olmuyor. Güven sabittir ama karşı tarafa zaman ayırmak, karşı tarafın zamanından çalmamak önemli. Herkesin bir alanı var ve istediği anlarda o alanı serbest bırakmak gerekiyor. Biz birbirimize bunu yaşatıyoruz. Albüm çalışmaları sırasında dört ay stüdyoda yattım, eve gitmedim. Bir kere bile “Eve niye gelmiyorsun?” demedi. O film çekimi için gittiğinde de aynı durum söz konusu. Telefonla ararım, sete gitmem. Bu alanları yaratmazsak olmuyor.

ASKERDEYKEN HAYATIM DEĞİŞTİ

– Bir de işin üretme kısmı var. Şarkı yazma, besteleme… O nasıl başladı? 
– Bir gün Regata’da arama var. Polis yanıma geldi, “Sizin dönem askere gideli 15 gün olmuş.” Ben de “Tamam. Ben de giderim. Ne zaman teslim olayım?” dedim. “Şimdi!” OHAL dönemi tam, dağıtımda Ağrı, Telçeker çıktı. Sınır karakolu. Çatışmaların en yoğun olduğu dönem. Sekiz ay boyunca hiç müzik yapmadım. Son dönemimde Iğdır’a geçtim. Kırılma anlarından biri de burada yaşandı. Orduevindeyiz. İlk günümde Mustafa Karataş’la tanıştım. Elinde Fender Strat gitar var. Amfisini yanına koymuş. Perdeleri çekmiş, öğle saati orada çalıyor. Çaldığı bana dokunuyor ama ne çalıyor hiçbir fikrim yok. Yanına gittim, sordum. “Caz” yanıtını verdi. Buyrun! “Bana da öğret” dedim. Güldü: “Öğretemem ama bilgi verebilirim. Nota biliyor musun?” “Bilmiyorum, her şey kulak” yanıtını verdim. Bir liste hazırladı. Herbie Hancock, Chick Corea… “Bunları dinle, ama bir süreliğine sakın çalmaya çalışma. Zamanı gelince basit akorları da göstereceğim.” Taktım kulaklığı, cazcılarla birlikte hayali olarak çalıyorum. “Ne zaman ki burası şöyle de çalınabilirmiş” demelere başladım, o zaman üretim de başladı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ